* KÖTÜ NİYETLİ KİŞİLERİN MEZUNLARIMIZIN TELEFON NUMARALARINI ART NİYETLE KULLANDIKLARINI TESBİT ETTİK. BU NEDENLE NUMARALARI GİZLEDİK. ULAŞMAK İSTEDİĞİNİZ MEZUNLARIMIZIN TELEFON NUMARALARINI İLETİŞİM BÖLÜMÜNDEKİ TELEFONLARI ARAYARAK ULAŞABİLİRSİNİZ
 
 
Yeni web sitemizi nasıl buldunuz?
Çok iyi
İyi
Fena değil
Kötü

 
 
 DOLAR Alış : le>Sayfa G Satış : ntulenemed
 EURO Alış : le>Sayfa Go Satış : untulenemed

NİZAMETTİN DURAN

Habib Neccar ve “Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması” (II)

Geçen yazımızda söz konusu programda meydana gelen olumsuzluklara değinmiştik. Bu yazımızda da bunlardan söz etmeye devam edeceğiz. Önyargılara hapsolmuş bir zihniyetin, doğru bir ifadeden yola çıkarak nasıl bir yanlışa evirildiğini göreceğiz.

Ne diyor Osman Hoca? “Habib Neccar,  Hataylıların yorumu… Nekre bir isim var, reculün…” Dediği cümlelere baktığımızda, evet nekre bir isim olduğu doğru, iyi de buradan hareketle “bir adam”ın Habib Neccar olmadığına dair kesin bir yargıya nasıl varabiliyor, işte onu anlamak mümkün değil. Bununla ilgili sayısız rivayetler var, birçok tefsirde de açıklamalar var.  Şimdi bütün bunları yok mu sayacağız? Tamam, yok sayalım da, o zaman neye dayanarak bu düşünce reddediliyor? Sorusuna da bir cevap bulmak gerekiyor. Kur’an da birçok yerde konu anlatılırken “nekra” kelimeler kullanılmıştır. Bu onun sadece belirsizliğini değil, aynı zamanda sınırsızlığını da belirtir. Velehum fihe min kullissemerati ve meğfiretun min Rebbihim. “… hem onlara semerelerinin (hasılatın) her türlüsünden var, hem de Rablarından bir mağfiret var…” (Muhammed:15) “meğfiretun” (azimetun) anlamında ta’zim için, nekre olarak gelmiştir. Bir başka örnek: “Yoksa kalplerinde çürüklük bulunanlar, içlerindeki kini Allah’ın asla açığa çıkarmayacağını mı hesapladılar?” (Muhammed:29) burada da “meradun” kelimesi nekre olarak gelmiş ve müfessirlere göre nifak, küfür ve her türlü hastalık kast edilmiştir.

Demek ki kelimenin nekre olması onu anlaşılmaz kılmamaktadır. Ola ki daha geniş manayı içermiş olabilir. Hal böyle olunca konuya hatalı giriş yapılırsa, artık ondan sağlıklı bir sonuç beklemeniz beyhudedir. Bilmez miyiz ki, "Ölçüleri yanlış olanın, bütün ölçümleri de yanlış olur..." Yine gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesiyle diğerlerinin de yanlış gideceğini… Hataylıların yorumuymuş! Sübhanallah! Oysa pek çok tefsir ve tarih rivayetinde bu konuyla ilgili alabildiğine malumat bulunmaktadır. Ve Hataylılar bu farklı rivayetlerden birini tercih etmişlerse bu onların yorumu mu olmuş oluyor?

Konuya rivayetler çerçevesinde bakalım:

Ayette, “Bir adam” diye söylenen adamın kim olduğu belirtilmez, ancak o adamın Antakyalı Habib Neccar olduğu yönünde rivayetler vardır. Bu rivayetlerde de onun kim olduğu konusunda bir fikir birlikteliği bulunmamaktadır. İslâmî kaynaklardan; ne tefsirlerde ne de tarih kaynaklarında… Habib’in mesleği konusunda bile var olan farklı görüşler, onun hakkındaki bilgilerin sıhhati konusunda bizi temkinli davranmaya zorlamaktadır. Onun çamaşırcı, ayakkabıcı, ipek eğirici, marangoz/neccar, dülger… olduğu söylenmektedir. Yine adı, ailesi, çocukları, sağlık durumları, kaç çocuğa sahip olduğu gibi konularda elde edilen bilgiler kesin değil…

Gönderilen elçiler konusuna gelince, tefsir bilginleri ve tarihçiler burada da farklı isimleri zikrettikleri gibi, kimlerin gönderildiği ve bunları kimin ve nereye gönderdiği konuları aynı şekilde farklı görüş ve rivayetleri içermektedir.

Bir görüşe göre,ikinin bir üçüncü ile takviyesi; Hz. Musa ve Hz. İsa'nın, sonradan Hz. Muhammed'in peygamberliği ile güç ve takviyesini temsilen gönderilmesi anlamında olduğu,

Bir başka görüşe göre, ilgili ayetin zahiri anlamı, bu elçilerin kendilerine nebilik verilerek Allah tarafından gönderilmiş olduklarını beyan eder. Yani, İsa peygamber tarafından gönderilen bu üç elçinin nebi oldukları şeklindedir. Öyle olunca, İsa peygamber ile Hz. Muhammed arasında üç resul/elçi daha gönderilmiş, anlamına geldiğidir.

Bu duruma göre biz, bütün bu bilgilerin ışığında, gönderilen elçilerin kimler olduğunu, nereye gönderildiklerini, gönderilen “bir adam”ın kim olduğunu nasıl bilebiliriz?

Bu sorulara, şudur, şunlardır şeklinde açık bir bilgiyle cevap verme imkânına sahip değiliz. Bir defa bu olayın kendisi hakkında çok çeşitli rivayetlerin ve görüşlerin olduğu bilinmektedir.

Diğer taraftan, Habib Neccar olayının geçtiği yerin Antakya, ahalisinin de Antakyalılar olmadığı iddia edilmektedir.

Bütün bu anlatılanlara göre:

-Olayın geçtiği yer, halkı ve kralı,

-Gönderilen elçilerin kimler olduğu,

-“Bir adam” diye söylenenin kim olduğu,

-Elçileri kimin gönderdiği gibi konular karşımıza tartışıla gelen konular olarak çıkmaktadır.

Kaynakların birbirinden etkilenerek tartışmalı bilgiler vermesi doğaldır. Herkesin bu muhtelif rivayetlerden tercih etme özgürlüğü ebette vardır. Ancak kesinlikle tartışılmayan bir husus vardır ki, bu da bir yerleşim bölgesine yüce Allah’ın elçiler göndermiş olduğu gerçeğidir. Evet, yüce Allah, o yere önce iki elçisini göndermiş, şehrin ahalisi onları yalanlayınca da ardından bir üçüncüsüyle ilk ikisini takviye etmiştir/kuvvetlendirmiştir.

Olay bu… Ve tartışma götürmeyen kısmı da budur.

Şehrin neresi olduğu, halkının kim olduğu ve gönderilen elçilerin kimler olduğu, “Bir adam” diye söylenenin kim olduğunun ne önemi var!

Antakya ve halkı veya başka bir yer ve ahalisi, gönderilen elçiler Yahya, Yunus, Şem’un, Petrus, Barnabas, Polus veya başkaları… bu adamın Habib Neccar veya başkası olması… Ne fark eder? Önemli olan elçilerin gelmesi ve getirdikleri mesajlarıdır… Şehir halkının bu kutlu mesaja gösterdiği tepkidir.

Asıl ismi hakkında Müreyy/Mürrî oğlu Habib veya Meza oğlu Habib veya İsrail en–Neccar oğlu Habib veya Mûsa oğlu Habin en-Neccar şeklinde çeşitli rivayetler olan ve nerdeyse tam olarak ifade edilemeyen ve lakabıyla anılan adam gibi “Adam”ın mücadelesidir… Bizim için esas olan da budur. Bu esastan yola çıkarak, ayrıntılara ve tartışmalara takılmadan olayın Antakya’da geçtiğini ve “koşan adam”ın “Habib Neccar” unvanıyla bilinen kimse olduğunu varsayılmasının ne sakıncası var? Esasen “nekre” diye belirtilen bu şahsın Habib Neccar olmadığı konusunda da ileri sürülebilecek bir veri de yok elinde, ne Osman Eğin’in ne de bir başkasının! Belki, “Siz, bu yöndeki rivayetleri tercih etmişsiniz” deseydi, ifadesinin bir anlamı olabilirdi. Kaldı ki bu yöndeki bir tercih de bir nakısa teşkil etmez. Ancak yaklaşımındaki olumsuzluk o kadar öne çıkmaktaydı ki, yarışmacının Kuveyt’teki yarışmasıyla ilgili sunucunun  Türk olduğunuzu anladılar mı?”sorusuna bile eline cetvel alıp kafatası ölçenler gibi, “-Pek benzemiyor!” demez mi? Tüylerimizi diken diken eden bir yaklaşım ve ırkçı bir değerlendirmeyle sarsıldık! Hangi ölçütlere göre bu söz söylenebilir, acaba? Yarışmacının Hataylı oluşundan yola çıkarak böyle bir yargı izah edilebilir mi? Hem de Kur’an’ı güzel okumayı teşvik eden bir programda. Bence, bundan önce kalplerimizin ve bakış açımızın güzelleştirilmesinin gerektiği anlaşılmaktadır.

 “Bu Yasin’de bahsedilen Habib Neccar, Hataylıların yorumu…” cümlesini kurabilmek için yukarıda sözünü ettiğimiz bütün rivayetleri bilmemeyi veya yok saymayı gerektirmektedir. Ayrıca bu değerlendirmeyi sadece Hataylıların yaptığını iddia etmek de yaşayan tarihten de bihaber olmak anlamına gelmektedir. Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanken, 2010 tarihinde Antakya’da yaptığı konuşma, bu iddianın sahihliğini ortadan kaldırmaktadır:

Hatay, Türkiye’nin ve dünyanın gözbebeğidir. Dünyada eşi benzeri olmayan bir hoşgörü şehridir. Hatay’ın farklılıkların kardeşlik içinde yaşadığı, dayanışma içinde yaşadığı örnek bir şehirdir.

Habib Neccar,bizim peygamberimizden önce, İslâm’dan önce yaşamış, bir Hıristiyan’dı, değerli bir Hıristiyan’dı. Habib Neccar Camii, Anadolu’da yapılmış ilk camidir ve çok ilginçtir, caminin adını taşıdığı kişi bir Hıristiyan’dır.”

Sizce, kendisi bir Rizeli olan Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuşmayı yaparken sözünü ettiğimiz rivayetlerden habersiz miydi? Yoksa o da Hataylılaştırdıklarımızdan olup da bir Hataylı olarak mı yorum yapmıştır? Ne dersiniz Sayın Eğin?

 

25.5.2019